Sarı Ahmet Temur ile ilgili bilgilere oğlu Hayri Temur vasıtasıyla ulaştık. Sarı Ahmet Temur 1888 yılında Ceyhan’a bağlı Yılankale köyünde doğmuştur. Babası Cantemuroğlu Molla Yusuf, Kırım’dan göç ile Anadolu’ya gelen Nogay Türklerindendir.
Hayri Temur babasını bizlere şu şekilde anlattı;

‘’Babam öldüğünde (1946) ben 3-4 yaşlarındaydım. Babamı hayal meyal hatırlıyorum. Babamla ilgili bilgilerin çoğunu çevremde onu tanıyan kişilerden, babamın ölümü sonrası öğrendim. Babam 15-20 kişilik grubuyla işgal günlerinde vatan savunması için büyük mücadele vermiş. Grubunun içinde yine Nogay ve Tatar köyleri olan Altıkara ve Çakaldere köyünden arkadaşları da varmış . Babamın sağ kolu olan Kuvay-ı Milliyeci Hacı Bekir halam ile evliymiş. Deli Hacı diğer ismini hatırladığım kişi. Ceyhan nehrinin karşısına gelirlermiş. O dönemde babamın kulaksız bir atı varmış. Babam o kulaksız atla Ceyhan nehrinden karşıya geçermiş. Fransız kuvvetlerine ateş açar ve atıyla geri gelirmiş. Fransız güçleri nehrin kenarına geldiği zaman karşıda saklanan Kuvay-ı Milliyeciler onlara ateş açarmış. Bazı Kuvay-ı Milliyeciler de bu arada Fransız silah ve cephanelerini ele geçirirlermiş.
Nogay İnce Ali Müfrezesi ile birlikte çalışır birbirlerine yardıma giderlermiş. İnce Ali ile oldukça samimilermiş.
Beni çok severdi. Bir atımız vardı beni o ata bindirir gezdirirdi. Babam toplam 9 evlilik yapmış. Bu evliliklerde ilk eşinden 2 ve 8.eşinden 3 olmak üzere toplam 5 çocuğu olmuş. Benim annem, babamın 8. eşi. İlk eşinden olan ağabeylerimin isimleri Mırza Bek ve Ali Bek’tir. Babam 1946 yılında bağırsak rahatsızlığından vefat etti.
Babamla ilgili hatırladığım diğer bir olay ise oldukça üzücüdür.
Bir gün köyün imamı caminin önünde çocuklara Kuran dersi veriyordu. O dönemlerde bu yasaktı. Jandarmalar köye baskına geldi. Bu sırada babam bağırarak jandarmanın geldiğini köyün imamına haber verdi. Bunu gören jandarmalar, babama haber verdiği için birkaç tokat atmıştı.’’
Kim bilir? Devlet belki de bir Kuvay-ı Milliye kahramanının verdiği vatan mücadelesini, bu şekilde ödüllendirmişti.
SARI AHMET TEMUR
Adana’lı Tarihçi ve Yazar Cezmi Yurtsever’in Kuvayı Milliye Dergisi’nin, 2000 yılı Temmuz sayısında yayınlanan ‘’Kırım Tatarları Çukurovada’’ isimli makalesinde; Yılankale Köyü’nden Mehmet Gazi Arıcı (1923) ile yaptığı görüşmede, Arıcı şunları anlatmaktadır;
Nogay Tatarıyız, aslımız Kırım’dan gelme. Biz Nogayların Batıroglu sülalesindeniz. Duyduğuma göre Nogaylar, Kuban nehrinden ayrılıp Şam’a gidiyorlar. Şam’dan Çukurovaya geliyorlar. Ceritler ile harbediyorlar. Ceritler mal çalıyor. Bizimkiler hırsızlık nedir bilmez. Ceritleri yenmişler. Bizimkilerde Çerkez kaması, çakmaklı tüfek varmış. Ceritler bizimkileri ‘’mal vuruyor, at eti yiyor’’ diye padişaha şikayet etmişler. Padişah vezirini gönderiyor. Bizimkiler;
‘’Bizim orada hırsızlık yoktu. Ceritler mallarımızı
çaldı. Vurmak zorunda kaldık.’’ Diyorlar. Vezir bakar ki Nogaylar abdestli namazlı dürüst insanlar, ‘’Bildikleri yere otursun’’ der.
Seferberlikte bizim buradan Nogaylar’dan 300 kişi, 20 araba ile askere gider. On kişi ancak askerden gelir. Babam Gazze cephesinde harb eder. 7 sene İngiliz’de esir kalır. Emmim Abdülvahit, Çanakkale’de yatıyor.
Fransız harbinde bizim buradan Sarı Ahmet Temur, Mercin harbine katılır. Elindeki silahıyla dama saklanır. Fransız kumandana nişan alır ve vurur. Ali de yanında imiş. İnce Ali dürbünle bakar. Sarı Ahmet, babamın amca oğludur.
Mercin harbinden sonra Fransız buraya gelir. Köyleri yakarlar. Bizim Nogaylar, Yılankale eteklerindeki istihkamları korurlar.
Köylülerden kaçanlar, Ceyhan’daki Ermeni Hevaca Şarlo’nun değirmenine saklanırlar. Şarlo onları korur. Bizim burası Yılankale, Fransıza teslim olmamış. Babamın bacanağı Adana’lı Hacı’yı yakalamışlar. Mangıt’a götürüyorlar. Makineli ile tarayarak vuruyorlar. Babam yıllar sonra bacanağının kemiklerini buldu da mezara koydu.
Camiye giderdik. Büyüklerimiz konuşurdu. Kırım Tatarı’nın mühim bir adamı varmış, adına da İsmail Gaspıralı derlermiş. Sarıahmet Emmim, Gaspıralı’dan konuşurdu”.
İşgal günlerinde Kuvay-ı Milliye güçleriyle Fransızlar arasında en büyük çatışmalar Mercin’de yaşanmıştır. Fransızlar Mercin suyundan geçerek Kuvay-ı Milliye hareketinin arkasına dolaşacak bir taarruzun, Ceyhan ovasında Kuvay-ı Milliye kuvvetlerini tamamen ortadan kaldıracağını biliyordu. Bu nedenle Fransızlar 28 Ağustos 1920’de iki piyade alayı, bir süvari bölüğü, üç batarya ve iki tanktan ibaret olan kuvvetiyle sabah dörtte Mercin’e taarruza başladı. Fransızlar topçu ateşi desteğinde piyadeler ve tanklarla taarruza başladılar. Fakat köprü yıkıldığından tanklar suyu bol olan Mercin çayının kuzeyine geçemediler. Fransız taarruzu öğleye kadar başarısızlıkla devam etti ve taarruz suyun güneyinde durdu. Milli kuvvetlerin şiddetli ateşi altında piyadelerini geriye de çekilemiyorlardı. Fransızlar üç bataryanın ve bütün makineli tüfeklerin ateşlerini köprü kesiminde toplayarak üçünde defa tanklarla hücuma geçtilerse de yine çok kayıp vererek püskürtüldüler. Muharebe karanlık basıncaya kadar şiddetle devam etti. Ortalığın kararması üzerine ateş etkisinden kurtulan Fransızlar, Ceyhan’a geri çekilmek zorunda kaldılar. 15 saat kadar süren bu çatışmada Fransızlar 300 kadar kayıp vermişlerdi. Türk kayıpları ise 7 şehit ve on beş yaralıdan ibaretti. Şehitler arasında tank üzerine atılarak içindekileri yok etmeye çalışan bir erde vardı.
Fransızlar kuvvet bakımından en aşağı 7-8 misli üstün idiler. Bu muharebelerde gerek erler ve gerek bunları sevk ve idarede başarıya ulaştıran komutanlar insan üstün başarı gösterdiler.
Fransız komutanı Arrigi'de Mercin'de ölmüştü. Onun ölüsünü alıncaya kadar çok zayiat vermişlerdi. İşte Fransız komutanı Arrigi’yi Sarı Ahmet Temur öldürmüştü. Mercin savaşının kaderini değiştiren ve Ceyhan’ın işgalden kurtuluşunda büyük emeği olan Sarı Ahmet Temur’a Yüce Türk Milleti adına minnettarlığımızı bildiririz.
Ruhun Şad Olsun..
|